Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

TÜRK DESTANLARI ÜZERİNE İNCELEME

 

OĞUZ KAĞAN DESTANI

Bu destan hakkında değişik bir çok görüşler mevcuttur. Bahaeddin Öğel destanı oluşturan efsanevi"Oğuz kağan olduğu sanılan Hun hükümdarı Mete 'den  önce  Orta  Asyada  yaşadığını belir-tirken "  (Türk Mitolojisi kaynakları.S .11) M.Fuad  Köprülü   destanın  Alp Er Tunga 'dan sonra en eski Türk destanı olduğu fikrindedir.(Türk Edebiyat Tarihi,S.48)"

Bu destan Dede korkut kitabı'nın   önemli  bir  bölümünü  oluşturmaktadır .  Dede korkut  hikayelerinin  xııı. yüzyılda veya xıv. yüzyılın ilk yıllarında "Oguzname" adıyla bir kitap halinde var olduğu,İran ve Anadolu  Türkleri arasında okunup dinlendiği kabul edilmektedir.(29)

Nihal Atsız a göre ise ;İslamiyetten önce ve sonra yazıya geçirilen iki farklı Oğuz Destanı vardır Bu destanlarda Oğuz'un dünyaya gelişi, ormandaki canavarı aklını ve gücünü kullanarak yenişini ,etrafını hakimiyet altına alma mücadelesini ,Türk boylarının isimlerinin doğuş menkibelerini  Oguz kağan ın ülkesini oğulları arasında pay ettikten sonra ölümününü , biri islami diğeri eski Türk dini izlerini taşıyan iki ayrı rivayet halinde bulabilmekteyiz (30)

Destana göre ;Ay kağan gün gelir ,çok güzel bir erkek çocuk doğurur .Çocuk anasından ilk sütü emer ,bir daha emmez. Sonra  et, çorba ,kımız ister .Dile gelir konuşmaya başlar.Çok çabuk büyür, ata biner ,yiğit olur. O bölgede bulunan ormanda bir canavar vardır . Herkes ondan korkar Oğuz kağan o canavarı öldürür ve daha pek çok yiğitlikler gösterir ve Türklerin kağanı olur Sonra bir toyda şu buyruğu verir:

     

       Ben sizlere oldum kağan

       Alalım yay ile kalkan

       Nişan olsun bize buyan

       Bozkurt olsun uran

       Demir kargı olsun orman

       Av yerinde yürüsün kulan

       Daha deniz ,daha müren

       Güneş bayrak, gök kurıkan  olsun .

       

Sonra dört bir yana elçiler  gönderdi. Çevresindeki hanlar ona boyun eğdiler. Bir tek  uzaktaki Urum kağan boyun eğmedi  bunun üzerine sefere çıkar.  Muzdağı  eteklerinde  iken  bir gün Oğuz un çadırına Tanrı' dan bir ışık sızar ,o ışığın içinden "Gök tüylü,gök yeleli" bir erkek kurt çıkar. Hakan ' a derki:"ey Oğuz sen Urum üstüne gidiyosun ben sana yol göstereceğim." Savaşta urum kağan yenilir ve kaçar. Kardeşi Uruz bey,Oğuz'a altın gümüş yollayarak ona tabi olur.Şehri iyi koruduğu için Uruz Bey e "Saklap "denir.     

İtil suyunu Uluğ Ordu Bey sal yaparak onları geçirir. Oğuz  Bey, onu  oraya bey tayin eder ve adına "Kıpcak" der.

Yolda Oğuz 'un atı buz dağına kaçar. Asker içinde bir bey onu bulup getirir. Üstü başı  kardan  bembeyaz olmuştur. Oğuz onuda oradaki  beylere baş yapar ve adını "Karluk "koyar.

Yolda giderken Altın,Gümüş ve Demirden kaplı bir ev görür. Tömürdü Kagul'a kalıp onu açmasını emreder ve ona "Kalaç "der.

Bozkurt durur ,Oguz çadır kurar ve  Çüdçet  kağanla  savaşarak çok ganimet ele ğeçirir.Ganimetleri götürmek için Barmaklığ Çosun  Billig bir araba yapar. Araba hayvanlarla çekilirken "kanga kanga" sesler çıkartır. Oğuz onlara "Kangaluk" der .

Oğuz kağan'ın Uluğ Türk diye bir veziri vardı.Bu yarı ermiş koca vezir bir gün düşünde; bir altın yay doğudan batıya yayılır,bir gümüş ok da kuzeye kadar uzanır.

Uluğ Türk bunu Hakan'a anlatıp;"gök tanrı bu dünyayı senin soyuna bağışlayacak"diye yorumladı. Oğuz bunun üzerine altı oğlunu çağıra- rak,Gün,Ay ve Yıldızı doğuya,Gök, Dağ ve Denizi batıya yolladı.

Doğuya gidenler bir altın yay bulup getirdiler. Oğuz,bu yayı üçe bölüp her birine birer parça uzatarak"alın bu yaylar gibi ok atıcı olun"dedi.

Batıya gidenlerde bir gümüş okla döndüler. Hakan onuda üç parça ettikden sonra küçük oğullarına"varın bunlar gibi göklere atılın"dedi.

Sonra kurultayı  topladı, sağ yanına Boz okları,sol yanına üç okları oturtarak kırk gün  toy verir. Ülkesini oğulları arasın da bölüştürür ve:"ey oğullar be çok yaşadım nice savaşlar gördüm,çok çok oklar attım, dostlarımı güldürdüm.Gök tanrının bana buyurduğunu yerine getirdim.işte sizlere yurdumu bırakıyorum.(31)                                                                            

YUKARI