|
AKDAĞ ZİRVE GEZİSİ
Hedef belliydi, Hedefi
bir yıl önce yine Akdağ yöresinde bir kampta belirlemiştik. Şimdi
gerçekleştirme zamanıydı. Bir çok defa Akdağ eteklerinde ki vadi ve
yaylalara geziler yapmış ve kaplar kurmuştuk, nereye gitsek oturduğumuz
yerden görünen Akdağdı kısaca her durumda Akdağ manzaralı çadırlarımız
olmuştu ama Akdağdan Manzara nasıl görülür bilmiyorduk kısaca Alem Bizi
Seyrediyordu ama biz alemi seyredemiyorduk.
İtiraf etmek gerekirse
gözümüz yükseklerdeydi alçaklar artık kesmiyordu neredeyse 4 yıllık bir
kamp ve trekking tecrübemiz vardı. Ve bu tecrübeye dayanarak her yıl gün
sayısını ve gideceğimiz yerlerdeki zorluk oranlarını artırıyorduk kamp
eşyalarımız arasında artık ipler kancalar bulunmaya başlamıştı.
Gezi grubumuz tarafından
karar alındı Zirveye çıkılacak bayrak ve flamamız zirveye Takılacaktı
tarih belirlendi Ağustos ayının 10 unda zirveye gidilecekti
hazırlıklarımızı ona göre düzenledik Tarih yaklaştıkça gezi ekibinde de
fireler çoğalmaya başladı. Bence böyle bir olaya zaman ayırmak gereklidir.
Hepimiz biliriz zaman çok önemlidir işimiz varsa bile işimizi daha önceden
belirlenen böyle bir olaya göre ayarlamak mümkündür, Gidip kahvede kağıt
oynamak, evde yatmak yada geyik muhabbetiyle öldürmek yerine başlı başına
bir spor olan ayrıca insan ilişkilerine faydalı bedene spor yaptırırken
ruhu dinlendiren yüzde yüz faydalı bir iş için harcanan zaman kıymetine
göre harcanmış demektir.
Arkadaşlarımız hep iş
mazeretleri ile katılamayacaklarını beyan ediyorlar bizde sitem edip
duruyorduk biz onları ikna etmek bitarafa dursun onlar bizi vaz geçirmek
için uğraşıyorlardı. Karar kesindi bir kişide olsa zirveye çıkılacaktı.
Hareket günü 7 Ağustostu ekibin dağıldığını ve iki kişi kaldığımızı
öğrendik hareket gününü ertesi güne aldık ve 8 Ağustos da hareket ettik,
dedim ya karar kesindi Gidilip zirveye çıkılacaktı.
Bir gün önceden bütün
hazırlıklarımızı bitirdik 8 Ağustos sabahı güneş doğmadan yola çıktık
Güneş doğarken Tafra köyü civarındaki Tafra belanı denilen yerdeydik
yukarı köylerin Orak harman zamanı olduğu için Köylüler Orak tarlalarına
gidiyor yada yeni iş başı yapıyorlardı her taraf hazan zamanı gibi
sararmıştı yılın kurak gitmesi nedeni ile ağaçlar haricinde her şey sarı
ve sarının değişik tonlarına bürünmüştü bazı harmanlarda patozlar kurulmuş
sabah çiğinin kalkmasını bekliyor bazı harmanlarda da patozların artığı
buğday saplarının posası samanlar güneşinde ışık yardımı ile birer soyut
heykel gibi bir tarafı aydınlık bir tarafı karanlık siluetler halinde
duruyordu şu dünya ne garip döngüler içerisinde işte buğdaylar birer tane
iken yem yeşil çayırlara, daha sonra sarı başaklara ve yine tane haline
dönmesi ve geride her şeyi elinden alınmış öksüz garip gibi sabahlara
kadar bekletilen; o besleyip büyüttüğü taneleri insanlar tarafından
kendileri de hayvanlar tarafından yenilen samanlar.
Tafra köyünün içerisinden
geçtik, bu köyde, Köyden kente göçün kurbanlarından birisi tipik Anadolu
köyü, Selam verecek kimseyi görmeden çıktık, köyün doğusunda bulunan iki
dere geçtik Akdağın eteklerine ulaştık, Değirmendere yaylasını geçtik
yaylada sessizlik hakimdi henüz sürüler gelmemişti koyun eğrekleri boştu.
Yöre köylülerinin
çıplağın tarla dedikleri mevkiye geldik. Orman işletmesi için çam kozalağı
toplayan işçilerinde kamp kurduğu bu yer Akdağın güneyinde ağaç olmayan
geniş ve birkaç su kaynağı bulunan hafifçe bir düzlük.
Kampımızı kurduk ve hemen
kahvaltı hazırlıklarına başladık 10 dakika içerisinde kahvaltımız
hazırdı, sahanda yumurta, bal, tereyağ ve çoban salata ile kahvaltı yaptık
çaylarımızı içerken nereden tırmanacağımızı kararlaştırdık, biraz
dinlendikten sonra sadece yürüyüşte ve zirve molasında ihtiyacımız olacak
malzemeyi sırt çantalarına yerleştirdikten sonra belirlediğimiz istikamet
doğrultusunda yola çıktık.
Aslında tırmanışın fazla
bir zorluğu yoktu yürüyüş haricinde tırmanma gerektirecek mesafeleri çok
az ve yorucu olmaz diye düşünüyorduk ancak mesafe yükseldikçe yormaya
molalar artmaya başlamıştı
Akdağın güneyinden
başlayan yolculuğumuz doğusuna doğru yükselerek devam etti, zirve ile
kocacık tepesi arasında tam olarak doğusunda omuz diye tabir
edebileceğimiz bir bölgede mola verdik ve buraya biz geldik deyi bir taş
öbeği yığdık taşlardan birine de By PiPo tarafından tarih ve not düşüldü.
Manzaramız çok güzeldi, bir tarafta Amasya, Boğazköy civarı, karşımızda
TRT vericisinin bulunduğu kocacık tepesi diğer taraf da Akdağ yöresinin
Fazla bilinmeyen Ovacık yaylası, Karekese ve Aktaş köylerinin bulunduğu
vadi vardı bu vadide çayırlar ve ormanlar arasında çok güzel bir şekilde
kıvrıla, kıvrıla akan ve durucasu Köyünde Yeşil ırmağa katılan köye adını
veren dere çok büyük sel gelmesi haricinde her zaman berrak ve duru bir
şekilde akar, yükseklerde yaylalar ve geniş meralar alabildiğine
uzanıyordu , bulutlarla aynı mesafeye gelmiştik kendi başına birkaç bulut
vardı ve burada çok güzel görünüyorlardı.
Bir sigara içimi olan
molamız bitti ve yürüyüşe tekrar başladık Bu noktadan sonra ağaçlar
bitmişti Bir ardıç türü olan yörede Çoban yatağı denilen kısa geniş
ağaçlardan başka ağaç yoktu.
Nihayet Akdağın düzlüğüne
ulaştık, ve ben hayretler içerisinde kaldım inanılacak gibi değildi
şaşkınlığımı üzerimden atar atmaz incelemeye başladım emin olun inanmakta
hala zorluk çekiyorum beni şaşırtan şey kaçak kazıcıların burada da kazı
yapmış olmalarıydı ve hakikatten insanlardan kalma tahminen roma dönemine
ait çanak çömlek kırıkları ve bazı yontulmuş taşlar yüzeyde belli
oluyordu. Tamam burada insanlar yaşamış olabilirler ama bu kaçak kazıcılar
ne aramış burada, Hiçbir kayıtta burada yerleşim yeri olduğu geçmiyor,
sadece yöre yaşlıları Yel değirmenlerinden bahsederler, yel değirmeni
olabilirde mantıklı ama buradaki insan yerleşimi yel değirmeninden öte. Ve
biz bunu keşfetmiş olduk.
Ağdağın doğusundan
düzlüğe ulaşmıştık Batı istikametinde yürüyerek ve dağın tepesindeki
düzlüğü boydan boya katederek dağın Batısındaki zirve noktaya ilerledik.
Diğer yüksekliklerle kıyaslayarak zirveyi tespit ettik ve mola verdik.
Zirve noktası Doğudan
batıya doğru uzanan bir çizgi halinde taş yığınlarından oluşuyor genişliği
2 metre bir taraf tafra köyü ve Suluova diğer taraf Derinöz vadisi ve tam
Seyfe köyünün Karşısı, köy uzaktan o kadar güzel görünüyor ki eğer hava
biraz temiz olsaydı çok güzel resimler alacaktık bu yazıya eklediğim
resimler kamera görüntülerinden aldıklarım ve bu nedenle piksel ayarları
iyi değil, bu arada ben kamera çekimi yaptım ByPiPo ise fotoğraf çekimi
yaptı.
Zirve Direğimiz için 1
metre yüksekliğinde bir taş yığını yaptık ve direğimizi diktik direkte
final reklam tarafından hazırlanan flamamız ve bayrağımız vardı, bu flama
üzerinde bu zirveye katılacak en son 3 kişinin adları yazıyordu ancak son
anda 3. kişi flama hazırlandıktan sonra vaz geçtiği için adı bulunmaktadır
neyse oda zirveye rüyalarında çıkar.
Sırtımızı kayalara
yaslayıp hafif bir öğle yemeği yedik çayımızı içtik zirve defterimizi
yazdık ve gömdük
Mutluyduk daha yüksekte
kimse yoktu ALLAHDAN başka
Mutluyduk bir işe, amaca
karar vermiş ve başarmıştık,
Mutluyduk insanların
neden dağların tepesinden değil de etrafından dolaştıklarını anlamıştık,
ByPiPo tabiriyle Dağlar
nazlı kızlara benzerler ve biz bu nazlı kızı ikna etmiştik,
Mutluyduk Bu dağın etrafı
dumanla kaplı olduğu zaman herkes gibi bakıp geçmiyecektik çünki hemen 20
metre aşağıda zirvenin tafra yaylası tarafında ki çam ağaçlarının
fırtınadan nasıl sesler çıkarttıklarını nasıl rüzgara boyun eğdiklerini
kısaca bu dağın başında ne türlü belalar var biliyorduk.
Mutluyduk Akdağı
anlamıştık yükseklerden bize nasıl bakar bizi nasıl görür ne düşünür
öğrenmiştik.
Zirvenin keyfini
Çıkarttıktan ve Bir daha görüşmek üzere vedalaşıp dönüş yolculuğuna
başladık dönüşümüz gecikmeli olacaktı dağın her tarafını gezme kararı
almıştık ve zaman alacaktı çünkü 1 kilometre kareden büyüktü.
Akdağın zirvesine çıkması
da zor ayrılması da nedendir ayrılmak zoruma gitti nihayet ayrıldık,
Sönmüş volkanik dağ olduğunu kanıtlayacak krater ağızlarını gezdik emin
olun insan düşünüce ürküyor çünkü bir daire gibi belli olan krater
ağızlarındaki taşlar bile ayakta yada bize öyle geliyor krater
olmayabilirde sadece okuldan öğrendiğimiz Akdağın volkanik dağ olduğu.
İniş için belirlediğimiz yere geldiğimizde biraz mola verdik ve manzarayı
seyreyledik, ve inişi başladık.
İniş yolunun ve inişin
tırmanıştan daha zor oluğunu öğrendik çok dikkat isteyen bir yürüyüş
yaptık, her taraf taş ve kaya parçaları ile döşenmiş vaziyette toprak
hatayı affeder ama taşlar asla affetmezler, ayağınız kaydı düştünüz, sorun
değil en fazla kafanızı bir kayaya çarparsınız ama durabilirseniz. Ve
güney yamaçlarında iple bağlı olmadıktan sonra durma şansı yok gibi,
kazasız belasız inişi bitirdik.
Kampımıza geldiğimizde
ilkindi civarıydı civarı diyorum çünkü saate bağlı kalmamak için saat
kullanmadık,
Kampımızı toparladık
eşyalarımızı yerleştirdik ve aracımızla yavaş yavaş geldiğimiz yola
girdik. Geldiğimiz yola girmemiz için belli bir süre arazide ilerlememiz
gerekiyordu. Yola girdik ve bir süre ilerledikten sonra Akdağı
seyreylemeye başladık ilginç bir şey biz yukarıdayken Akdağ veya herhangi
bir dağ yoktu. Ama şimdi koskoca bir dağ var karşımızda ama artık
tanıyoruz onu yüzümüzde tebessümle bakıyoruz.
Yaylada hareket var
sürüler otlamak için meraya gidiyorlar, köpek sesleri, kuzu ve koyun
sesleri, çoban ıslıkları duyuyoruz fotoğraf çekmek için durduğumuzda,
aracımız yürüdüğünde köpeklerle yarış yapıyoruz,
Orak tarlasından dönen
köylülerle selamlaşıyoruz, patozlar harmanlarda gürül gürül sap
öğütüyorlar, ve samana büyüttüğü tanelerinden ayrılık düşüyor ve patozun
rüzgar pervanesinden savrulup gidiyor.
Aracımız tozlu yollardan
kıvrıla kıvrıla iniş aşağı köyler geçe geçe ilçeye doğru ilerliyor.
İlçede akşam olmak üzere
ve herkes kendi telaşesinde. Yaşam devam ediyor
|