Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

By SiMyACi "aşk üzerine yazıları 2002"

 
Akıl ile gönül

Bir "şey"dir gül. Gönül adamı da bakar ona, botanik
bilgini de. Gördükleri büsbütün farklıdır birbirinden.
Gittikleri yol da... Ama vardıkları nokta hep aynı
olacaktır.

Gönül adamı kemal gözüyle bakar güle ve onda "ekmel-i
mahlukât"ı görmek isterse görür. Botanik bilgini şüphe
gözüyle bakar güle ve hakikatini; renginin, kokusunun
kaynağını arar durmadan ve bir gün bulur da.
Şüphesinin bittiği yer, onun da ekmel-i mahlukâtı
gördüğü yer olur genellikle. Burada daha kazançlı olan
botanik bilgini midir, yoksa gönül adamı mı?

Gönül adamı bulunduğu noktada statiktir, durağandır;
ama botanik bilgini çaba içindedir, enerji üretir.
Elbette çaba ve üretim miskinlikten çok ötede bir
kazançtır. Tersinden okuyalım: Gönül adamı bulmuştur.
Bulmuşluğun bilgisiyle bilgelik kazanmıştır; ama
bulduğuyla yetinmektedir. Botanik bilgini hiç durmadan
sorar ve arar. Onun "Neden?", "Nasıl?", "Niçin?"leri
karşısında gönül adamının "Daha!" "Dahası!.",
"Ötesi!", "Mâverası!" gibi arzuları yoktur nedense. O
büyük bir teslimiyet ve tevekkül ile kendini
yinelemekte; ama yenilememektedir. Gönül adamı bir
sistemin muhafızıdır.

Gönül adamı ile botanik bilgininin çatışmasından bütün
bilim ve felsefe teorileri nasibini almış,
tartışmalar, hakaretler ve küfürler medreseleri ve
tekkeleri, akademileri ve kiliseleri doldurmuş, zahid
ile rind; şarap ile riyazet, bilgi ile sezgi, madde
ile manâ, yazı ile söz, kitap ile aşk birbirlerine
gülümseyerek bakmamış yüzyıllarca. Oysa ne kadar da
ihtiyaçları vardı birbirlerini anlamalarına ve ne
kadar da muhtacız şimdi zıtları birleştirmeye.
Laboratuvarlarda gül damıtmak, gönül potalarında kor
çelikler dökmek gerekiyor artık. Dünyanın döndüğünü
Konya'da Yunus'lar, suyun kaldırma gücünü Kırşehir'de
Bektaş'lar, yerçekimi kanununu Simavna'da
Bedreddin'ler haykırmalı artık. Biz Gazzalî'lere, İbn
Arabî'lere, İbn Haldun'lara muhtacız yeniden. Akıl ile
gönlü buluşturmaya muhtacız.

Newton yahut Keppler; Hallac yahut Mevlana... Hepsi de
geldikleri son noktada aynı hakikati buldular:
Yaratıcı'yı... Bütün botanik bilginlerinin, bütün gül
araştırmalarının sonunda gelecekleri yer, gülün
hakikat-i Muhammedî olduğunun idraki noktası, yani
gönül adamının bulunduğu yerdir. Bir botanik bilgini
aklıyla yaptığı bütün araştırmaların ve bütün
yolculukların sonunda, başarısıyla mutlu olacağı nihai
noktada önce gönlü, sonra da gönül adamlığını bulur.
Bütün mutlulukların idrak edildiği yer gönüldür çünki.
Başka türlü ifadesiyle, aklın ulaştığı nihai noktada,
kendi mutluluğu için gönüle ihtiyacı vardır. Bu
durumda gönül ile aklın birbirini yalanladıkları,
büyük bir yalan; yekdiğerini tamamladıkları ise en
büyük gerçektir. O hâlde akıl bir şey başarınca bunu
gönülde hissedebilirken; gönül duyacağı mutlulukları
neden aklıyla ölçemesin?!... Akıl adamı olmak gönül
adamına yasak mıdır? Akılla koşmak gerektiğini gönül
adamı inkar mı eder?!.. Botanikçi, gönül adamı misali
teenni gösterse bilgin olabilir mi sizce?

Bir gönül adamı olmak, elbette akıl ile gelinebilecek
ilerlemelerin ötesindedir. Gönül adamı, gönül adamlığı
iddiasında değildir. Gönül adamlığı ne yalnızca
hırkada, ne yalnızca posttadır. O bir duyuş, o bir
hissediştir ki değme kula nasip olmaz. Buna rağmen
yalnızca gönül adamı olma iddiası kuru bir efsaneden
ibarettir. Neden mi böyle söylüyoruz? Bilgi ile
donatılmamış bir gönlün idrak ve irfanı, bir fikr-i
sabit gibi, belki bir kısırdöngü gibi aynı çember
içinde devinmeye, kendini tekrara mahkumdur da ondan.
Bir gönül adamı botanik bilgini olamıyorsa kapatsın
gönlünün kapılarını gitsin. Ve botanik bilgini gönül
adamı olamıyor diye ne kimse kötülesin onu, ne de
küçük görsün.

Gül bir "şey"dir. Botanik bilgini ona renk ve kokunun
nasıl geldiğinin peşinde koşarken, gönül adamı o rengi
görüp kokuyu hisseder. Botanik bilgini güle renk ve
kokuyu veren gücü bulduğu an gönül adamının bulunduğu
yere ulaşır. Gönül adamı ise, renk ve kokunun nasılını
düşünmedikçe botanik bilginine asla yetişemez!?..

Gönüllerimiz birer Yusuf, akıllarımız Ken'an diyarı.
Yusuf'u bulanlar Ken'an'dan uzak, Ken'an'dakiler
Yusuf'u aramıyorlar ve belki Ken'an'a bir Yusuf
gerektiğini de unutmuşlar.

Sonuç: Gönül, akıl ile ulaşabildiğimiz bütün
zirvelerdeki mutluluğun adıdır ve galiba bizim,
botanik bahçelerinde yalnızca bilginlere değil, gönül
adamlarına da ihtiyacımız var. Gönül Kâbe'leri bilim
adamlarını özledi.

 

SİMYACI