Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

AMASYA TARİHİNE GENEL BAKIŞ

SELÇUKLULAR DÖNEMİ

OSMANLI DÖNEMİ

 

TÜRKLERDEN ÖNCE AMASYA         

Yapılan Arkeolojik araştırmalara göre Amasya'nın tarihinin M.Ö.5500' lere kadar uzandığı yolunda görüşler mevcuttur. Bilinen o ki Amasya tarihinin belirttiği zamandan bu yana çeşitli kavimlere yerleşme bölgesi olarak tanımlanmıştır. Ancak şehrin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu hakkında bu güne kadar kesin bir delil ya da kanıta rastlanmamıştır. Bu konuda pek çok söylentiler ve yakıştırmalar mevcuttur. Şehrin en eski adı bir rivayete göre Amaseia'dır.
       Amaseia'dan günümüze ulaşan tek bölge Yeşilırmağın kuzeyindeki dağın eteklerinde bulunan Akrapolis ve büyük bir kısmı sonraları defalarca onarılmış surlardır. Bunlardan başka varsa bile ya çeşitli sebeplerle yıkılarak ortadan kalkmış ya da harabeleri yüzyıllar boyu Yeşilırmağın taşkınlarının bıraktığı üst üste biriken mil tabakalarının altında kalmıştır. Şehrin adı kimi zaman Ermeni Kralı Emasyus'a, kimi zaman Mısır hükümdarlarından Amesis'e kimi zaman da Danişmentli Sultanı Ahmet Gazi'nin hanımı Emasiye'ye nisbet edilmekte ise de şehrin bütün bu zamanlardan çok önceleri kurulduğu bilinmektedir.
         M.Ö. 2000 yıllarında Amazon Türkleri Anadolu'da ilk birliği kuran Eti (Hitit) lerle birleşik olarak yaşamışlar, kendileri üzerine dıştan gelen saldırılara karşı koyarak varlıklarını korumuşlardır. Amasya'da doğmuş büyümüş,dünyaca ünlü Coğrafyacı ve Tarihçi Strabon'un verdiği bilgilere göre Amasya'nın Amazonlardan"AMAS HAN" tarafından kurulmuş olduğu sanılmaktadır. Zira Amas Han'ın uzun süren yönetiminden sonra oğlu"İLİ HAN"ın idareyi ele aldığı konusunda çeşitli tarihçiler ittifak halindedir.
Tarih öncesi ve tarih devirlerinde iklim şartları siyasi olaylar ve diğer sebeplere bağlı olarak Orta Asya'dan dört bir yana göçlerin olduğu bilinmektedir. Bunlardan Kafkasya ve İran toprakları üzerinden gelen Turani bir kavim Kuzey ve Orta Karadeniz sahillerine inerek yurt edinmek üzere birçok yerleşim yerleri kurmuşlardır.
M.Ö. 2000 'lerde Merkezi Çorum yakınlarında bulunan Hattuşaş olmak üzere Hitit Krallığının temeli atılırken Amasya Hitit Müttefik devletlerinden Amasit Hükümetinin merkezi olarak Çorum, Yozgat, Tokat, Sivas, Canik ve çevresinden oluşan önemli siyasi bir güç odağı olmuştur.


Yapılan araştırmalara göre Hitit hükümdarı "Mitur Han" zamanında Amasya Kalesi mesken tutulmuş Mokay Han, Turnal Han, Amas Han'ın hükümdarlarından sonra Karsan Han zamanında Amasya Kalesi, inşa edilmiştir. Bu bakımdan kalenin bulunduğu dağ "Harşene Dağı" , Amasya Kalesine'de "Harşene Kalesi" olarak ifade edilmiştir.
Büyük Hitit İmparatorluğu, Mısırlıların "Deniz Ulusları" dediği, boğazlar üzerinden gelen Frigyalıların saldırılarına dayanamamış bu büyük güç karşısında Anadolu'nun yakılıp yıkılan bölgelerinde tutunamayıp Kargamış yörelerine çekilerek "Geç Hitit Devleti" adı altında varlığını sürdürmüştür. Sonra Asurluların etkisiyle de tarihe karışmıştır.
Anadolu platosuna yerleşen Frigler batı ve Orta Anadolu'da büyük bir devlet kurmuşlardır. Bu devletlerin toprakları Kızılırmak Havzası ile Konya çevresi ve Menderes Irmağı'nın yukarı kısımlarını içine alan bölgeyi kapsıyordu. Daha sonra Orta Anadolu ve Adana'ya kadar sınırları genişlemiştir. Bu durumda Amasya'da Friglerin hakimiyeti altında kalmıştır.
M.Ö. 700'lerde İskitlerin etkisiyle harekete geçen Kimmerler Karadenizin Kuzeyi ve Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya sarkarak Frigleri etkilemişlerdir. Bu tarihten itibaren Amasya 50 yıl kadar Kimmerlerin idaresi altında kalmıştır.
       Kimmer akını Asurlular tarafından Frigler üzerine yöneltilince Frig Devleti sarsılmış, gücünü kaybederek yıkılma noktasına gelmiş, onların idaresinde yaşayan Lidyalılar M.Ö. 650'de Kral Giges'in emrinde bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.
Bu durumda Batıda Lidyalıların, doğuda Medlerin baskıları ve saldırıları ile karşılaşan Kimmerler Amasya ve çevresinden kuzeye, Kastamonu yöresine çekilmişlerdir. Burada da tutunamayan Kimmerlerin bir kısmı güneye Suriye ve Mısır'a inmiş diğerleri geldikleri yönde geri dönmüşlerdir. Böylece Frigya yerine kurulan Lidyalılar M.Ö. 650-585 tarihleri arasında Amasya'yı hakimiyetleri altına almışlardır.
          Bu tarihten sonra Amasya ve çevresinin Perslerin hakimiyeti altına girdiği görülür. Med Kralı Keyakser ile Lidya Kralı Alyat arasında M.Ö. 585 tarihinde yapılan savaş sırasında güneş tutulunca iki tarafın tanrılarının bu savaşa rıza göstermedikleri yorumunun yapılması üzerine savaştan vazgeçilip Kızılırmak sınır kabul edilmiş ve Amasya haliyle bu sınırın dışında kalmıştır. Pers Kralı Krus (Kiros) un Lidya'nın başkenti Sard'ı alması ile de Anadolu hegomanyası Perslerin eline geçmiştir. Amasya şahı II. Artakh Şadra zamanında (M.Ö. 404-358) kesin olarak İran topraklarına katılmıştır.
         Pers Devlet Örgütünde, kazanılan topraklar satraplıklara (iller) ayrıldığından Amasya başlarında askeri ve sivil yetki kullanan Satrap(Vali) bulunan ve halkının büyük kısmı Hitit ve Hunlardan oluşan 19. Satraplığın merkezi olmuştur. Pontus memleketi de denilen bu satraplığın sınırları Samsun, Gümüşhane, Trabzon, Çorum, Yozgat, Tokat, Sivas, Erzincan, Erzurum ve Muş'tan ibarettir.
         M.Ö. 334 yılında Büyük İskender ordularının Çanakkale Boğazından Anadolu'ya geçmeleri üzerine Persleri yenilgiye uğratan Makedon Krallığı Anadolu topraklarına hakim olmuştur. Ancak bazı karışıklıklar arasında Türk soyundan gelen "Mitur Han" isyan ederek Pontuslardan II. Mitridatı yenmiş ve Amasya'da Valiliğini ilan etmiştir.

       İran'ı yenen İskender, Orduları ile Afganistan, Sind ve Pencap'ı topraklarına kattıktan sonra geri dönmüş Babil'de konaklamıştır. Burada aniden hastalanan İskender M.Ö. 323'de ölünce bir müddet sonra ülkesi onun generallerinin ihtirasları yüzünden iç kavgalara sahne olmuş ve M.Ö. 302'de aralarında pay edilmiştir. Bu durumda Amasya ve çevresi Mezopotomya, Suriye ve Orta Anadolu'nun hakimi Selevkos'un idaresine geçmiştir. Generaller arasında geçen savaşlardan istifade ederek Pontus Kralı III. Mitridot Amasya'yı M.Ö. 291 yılında ülkesine katmıştır.(Tarihi kaynaklar Mitridatın aslen Türk olan yerli halka kendini kabul ettirmek için Mitur Han'ın soyundan geldiğini ilan ettiğini, daha sonra IV. ve V. Mitridat zamanında Merzifon kalesinin inşa edildiğini kaydeder.

       M.Ö. 189 yılında batıdan gelen yeni bir akınla Toroslara kadar bütün Anadolu Roma Krallığının eline geçmiştir. Bu dönemlerde Pontus Krallığının elinde bulunan Amasya ve çevresi devamlı harplere sahne olmuş Roma ordularının işgali ile şehir ve kale tahrip edilmiştir. VI. Mitridat zamanında hükümet merkezi olan Amasya terk edilerek Sinop Merkez yapılmıştır.

       Pontus Kralları arasında en önemlilerinden olan VII. Mitridat zamanında devletin sınırları yeniden genişleyince Makedonya'nın bir kısmı dahi bu ülke topraklarına katılmıştır. Bundan sonra Roma Krallığının temel siyaseti Anadolu'ya çevrilmiş Anadolu yeniden ve sürekli akınlara sahne olmuştur.

      Roma Generali Lukullusla Amasya'nın kuzeyinde M.Ö. 71'de yapılan savaşta büyük Mitridat yenilince Amasya tekrar Romalıların eline geçmiştir. İki yıl sonra VII. Mitridat (M.Ö. 69) Zile ve Niksar yakınlarından çoğunluğu, Türklerden teşkil edilen ordu ile Lukullus'u mağlup etmiş ve tekrar Amasya'ya girmiştir. Bu dönemlerde Amasya Romalılara karşı girişilen savaşlarda yalnız üs olarak kullanılmıştır.

Romalıların Anadolu siyasetinin istedikleri gibi gelişmemedi ve alınan yenilgiler üzerine Roma Başkomutanı Pompeus komutasında büyük bir ordu M.Ö.66 da Anadolu'ya ve Amasya'ya gönderilmiş Mitridatın direnişi kırılmıştır. Roma işgalini hoş karşılamayan yerli halka karşı,Amasya'ya giren Pompeus şehirde taş taş üstüne bırakmayacak kadar tahribat yapmış , yukarı kale ve içeri şehir harabeye dönmüş ve halkın çok büyük bir kısmı kılıçtan geçirilmiştir.

Mitridatla Romalılar arasında karşılıklı olarak el degiştiren Amasya M.Ö.47 de Sezarın Mısır kırallıgın olarak azılı olduğu kleopatra'ya vermesi ve Anadolu'ya hakim olması üzerine Amasya toprakları ile beraber bütün pontus ülkesi Roma idaresine geçmiştir.

ROMA VE BİZANS DEVRİ 

Roma idaresi ile birlikte Orta Anadolu ve Amasya yöreleri "Armenyok" adı altında birleştirilerek "Cermenikos" adında bir valinin idaresine verilmiştir. Zamanla Anadolu imparator tacitus zamanında sat'ların akınlarına sahne olmuştur. Diyoklesianus (245-305) zamanında "dörtler saltanatı"denilen yeni bir sistem içerisinde imparatorluk maksimiyanus ile paylaşılmış ancak başlayan şiddetli ve devamlı iç isyanlar pontus ülkesinde'de kendini göstermiştir.

Büyük Teodoriusu ölümünden sonra M.Ö.395 de Roma imparatorluğu ikiye ayrılınca Amasya bütün kıt'a ile beraber Bizans'ın payına düşmüştür. Bir ara Hazar Hükümdarı salip Han tarafından işgal edilen, pesenekler tarafından karargah olarak kullanılan Amasya IV.yy.da tekrar Bizans'a katılmış ve patriklik makamı yapılmıştır. Ayrıca şehirde mülki ve askeri idare için bir de Vali (pretektös) lik makamı vardır. Aslen Amasyalı olduğu söylenen "phokas"Bizans Devri valilerinin en meşhurlarından olup daha sonra (602-610) kral olmuştur .Bu gün Fetiye camii olarak kullanılan ve kızı eleni adına yaptırılan kilise ve yeri belli olmayan saray onun eserleri arasındadır.

Kısa bir süre (609-619) Sasanilerin eline geçen Amasya, İmparator Heraklius geri alınmıştır. VI. yüzyılda Büyük Jüstinyanus'un Amasya'daki başlıca abideleri tamir ettirdiği VIII. Yüzyıldan itibaren de Bizansın askeri Vilayetlerinden (Thema) Amerikonun kalesi olduğu bilinmektedir.

VIII. yüzyılda Amasya güneyden gelen Müslüman Ordularının akını ile karşı karşıya kalmıştır. Zira şehrin Bizanslılar tarafından Patrik makamı yapılmış olması İslam Ordularının öncelikli hedef haline gelmesine neden olmuştur. İlk akın 1. Velid zamanında 707'de yapılmış 7089 yılında Emevilerin Doğu Valisi Müslüme Amasya'yı bir yıl süre ile işgal etmiştir. Bu tarihten sonra 733 yılına kadar şehir Emevilerle Bizanslılar arasında defalarca el değiştirmiştir.

Abbasiler Devrinde de şehir(761-774-798) birkaç defa el değiştirmiş bir Müslüman-Hristiyan mücadelesi olarak Harun Reşid ve Mutasum zamanlarında İslam Ordularının elinde bulunmuştur.

1071 Malazgirt Zaferi ile Türk orduları süratle iç kuzeye ve batı Anadolu'ya yayılmış, Türk ve Dünya tarihinin akışını değiştiren Sultan Alpaslanla Anadolu Türklüğü ebedi bir vatan haline gelmeye başlamıştır. Bu sayede 700 yıllık Bizans Hakimiyeti kısa sürede sona ermiştir.